Kozmonot
← All issues
Re:Cycle #45

Türkiye'nin Dijital Karnesi

9 min read
Re:Cycle #45: Türkiye'nin Dijital Karnesi

Meta, aralık ayında aldığı kararla yapay zekayı reklam hedeflemesinin merkezine koydu. Artık kullanıcıların Meta AI ile yaptığı sohbetler analiz edilerek, ilgi sinyallerine dönüştürülecek. Bu, dijital reklamcılığın uzun süredir konuştuğu bir kırılma anı: davranış verisinden niyet verisine geçiş.

Kullanıcı artık yalnızca bir tıklama ya da izlenme istatistiği değil; bir cümlesi, bir arayışı, bir sesiyle de hedefleme parametresi. Meta bu dönüşümü “daha kişisel deneyim” olarak tanımlıyor ama sektör açısından bu, kişisel verinin anlamlandırılmasında yeni bir derinlik demek.

Bu karar, veriye dayalı pazarlamanın geldiği olgunluk düzeyini de gösteriyor. Spotify’ın “Wrapped” kampanyası, kullanıcı verisini eğlenceli bir hikayeye dönüştürmenin örneğiydi; bugün ise aynı mantık, sohbet verisi üzerinden doğrudan ticari stratejilere dönüşüyor. Aradaki fark, verinin artık yalnızca geçmiş davranışları değil, potansiyel ilgileri de okuması.

Yani “kullanıcının kim olduğu” değil, “neyi düşündüğü” hedeflemenin konusu haline geliyor.

Bu sırada Google’ın “Google’ın Türkiye’deki Etkisi” raporu dijital ekonominin artık yalnızca teknoloji tüketimiyle değil, teknoloji üretimiyle büyüdüğünü gösteriyor. 340 milyar TL’lik ekonomik katkı, 260 bin istihdam ve 1,6 trilyon TL’lik refah etkisi; dijital altyapının ülke ekonomisinin görünmez omurgasına dönüştüğünü kanıtlıyor.

TÜİK’in “Yapay Zeka İstatistikleri” verileri de tabloyu tamamlıyor. Türkiye’de işletmelerin %7,5’i aktif olarak yapay zeka kullanıyor ve en yüksek oran pazarlama alanında. Bu, yapay zekanın artık deneysel değil, doğrudan gelir yaratıcı bir araç olarak konumlandığını gösteriyor. Kısacası; algoritmalar karar veriyor ancak insanlar hala güven arayışı içerisinde.

Akan Abdula’nın son yazısı, tüketici tarafında hala güvenin en güçlü satın alma motivasyonu olduğunu ortaya koyuyor. 46 yaş üstü kadınlarda ekonomik karamsarlık yüksek ama aynı grup, markalara güven duyduğunda en sadık müşteri profiline dönüşüyor. Yani teknoloji ne kadar gelişirse gelişsin, ilişki hala güvenle kuruluyor.

Veriyle konuşmayı öğrenen markalar için sıradaki sınav, insanla yeniden iletişim kurmak olacak.

Meta

Meta, 16 Aralık 2025 itibarıyla kullanıcıların Meta AI ile yaptığı sohbetleri reklam hedefleme ve içerik önerilerinde kullanmaya başlayacağını açıkladı. Artık metin ya da sesli sohbetlerde konuşulan konular analiz edilerek ilgi sinyalleri çıkarılacak ve bu sinyaller reklam profillerine eklenecek. Bu değişiklik sadece reklamları değil; kullanıcıların karşısına çıkan paylaşımları, Reels içeriklerini, grup önerilerini ve genel sosyal deneyimi de şekillendirecek.

Meta, hassas kategorilerin (din, sağlık, etnik köken, siyaset, cinsel yönelim gibi) reklam hedeflemesinde kullanılmayacağını vurguluyor. Ancak kullanıcıların sohbet verilerini reklam amaçlı kullanımdan hariç tutma (opt-out) seçeneği bulunmayacak. Üstelik Facebook, Instagram ve WhatsApp hesapları aynı merkezde bağlandığında, AI sohbetlerinden elde edilen sinyaller bu platformlar arasında da paylaşılacak.

Google

“Google’ın Türkiye’deki Etkisi” raporu, Türkiye ekonomisinin dijitalleşme hikayesini rakamlarla gözler önüne seriyor. Rapor, sadece Google’ın ülke ekonomisine olan katkısını değil, Türkiye’nin üretkenlik, ihracat, istihdam ve inovasyon gibi alanlarda geçirdiği dönüşümün altyapısını da gösteriyor.

2024 itibarıyla Google’ın Türkiye ekonomisine doğrudan katkısı 340 milyar TL seviyesinde. Bu, ülke GSYİH’sının yaklaşık yüzde 0,8’ine denk geliyor. Google ekosistemi - Arama, Ads, Haritalar, YouTube, Play, Cloud ve Workspace - 260 binden fazla doğrudan istihdamı destekliyor ve ekonominin neredeyse tüm damarlarına dokunuyor.

Bu katkının dağılımı da dikkat çekici. Sadece Arama ve Ads tarafı 210 milyar TL’lik ekonomik faaliyet yaratırken, Haritalar ve İşletme Profili 55 milyar TL, YouTube 27 milyar TL, Play Store 31 milyar TL, Cloud ve Workspace ise 11 milyar TL’lik değer yaratıyor. 2020 yılına kıyasla, Arama ve Ads’in etkisi yüzde 110 artmış durumda. Üstelik işletmelerin Google Ads’e harcadığı her 1 TL’nin ortalama 8 TL gelir getirmesi, dijital yatırımların doğrudan kârlılıkla ilişkilendiğini gösteriyor.

Bununla birlikte, Google ekosistemi sadece iç pazarı değil, ihracatı da besleyen bir mekanizma haline gelmiş durumda. Arama, Ads ve AdSense aracılığıyla gerçekleşen ihracat faaliyetleri 27 milyar TL’ye ulaşmış. Bu, kabaca 820 milyon dolarlık bir dijital ihracat anlamına geliyor. Rapor, Google Ads’e yapılan her 1 TL’lik yatırımın 1,7 TL’lik ihracat getirisi sağladığını ortaya koyuyor. İşletmelerin yüzde 87’si, uluslararası müşterilerin kendilerini bulmasında Google Arama’nın doğrudan etkili olduğunu söylüyor; özellikle KOBİ’ler açısından bu, globalleşme açısından oldukça destekleyici bir durum.

Bir diğer önemli nokta, Google Cloud ve Workspace’in Türkiye’deki üretkenlik üzerindeki etkisi. Bu teknolojilerin sağladığı verimlilik artışı sayesinde işletmeler 23 milyar TL tasarruf sağlarken, ortalama yüzde 318 yatırım geri dönüşü elde ediyor. Yıllık bazda hesaplandığında Google ürünlerinin iş gücü verimliliğine katkısı 530 milyar TL’yi buluyor, yani yaklaşık 16 milyar dolarlık ek üretkenlik. Yapay zekanın bu denkleme dahil olmasıyla birlikte, 2035 yılına kadar Türkiye’nin GSYİH’sine yüzde 7,4 oranında ek katkı sağlanabileceği, bunun da 3,2 trilyon TL’lik (yaklaşık 96 milyar dolar) potansiyel değer anlamına geldiği öngörülüyor.

Kullanıcı tarafında ise tablo daha da geniş. Google ürünleri, Türkiye’de kişi başına yılda ortalama 30 bin TL’lik refah etkisi yaratıyor. Bu, toplamda 1,6 trilyon TL’lik (yaklaşık 50 milyar dolar) bir ekonomik refah katkısı anlamına geliyor. Haritalar, her yıl 200 milyon saatlik zaman kazancı sağlarken 19 milyar TL değerinde zaman ve 17 milyar TL değerinde yakıt tasarrufu yaratıyor. Yapay zeka asistanı Gemini, kullanıcıların yarısından fazlasına zaman kazandırdığını ve neredeyse aynı oranda yeni bilgi edinme imkanı sunduğunu gösteriyor. YouTube tarafında ise yetişkinlerin yüzde 78’i haftada en az bir kez yerel içerik üreticilerini izliyor; Türkiye’nin en popüler on içerik üreticisi toplamda 100 milyar görüntülemeye ulaşmış durumda.

Google’ın etkisi yalnızca tüketici tarafında değil, üretici ekosisteminde de derinleşiyor. Türkiye’de şu anda 81 aktif geliştirici topluluğu bulunuyor ve bu gruplar bir milyonun üzerinde kişiyle etkileşim kuruyor. Google for Startups programı bugüne kadar 145 girişimi hızlandırmış durumda. Android ve Play ekosistemi, 750 milyar TL’lik ekonomik faaliyet ve 3 milyon istihdam yaratıyor. Mobil oyun sektörü özelinde, yapay zeka destekli üretim araçlarının 2035’e kadar 1,8 milyar TL’lik ek ihracat potansiyeli doğurabileceği öngörülüyor.

Tüm bu veriler, Türkiye’nin dijital ekonomisinin artık teknoloji tüketimiyle değil, teknoloji üretimiyle büyüdüğünü ortaya koyuyor. Google’ın yerel pazarlama, veri entegrasyonu ve yapay zeka çözümleri, markalar için stratejik farklılaşma fırsatları yaratıyor. Örneğin CRM verilerini reklam optimizasyonuna entegre eden Esteworld, dönüşüm oranlarında yüzde 35 artış yakalamış durumda. Trendyol’un Gemini ve Vision AI kullanımı ise aynı bütçeyle yüzde 84 daha yüksek dönüşüm oranı sağlamış. Haritalar ve İşletme Profili gibi ürünler, küçük işletmelerin görünürlüğünü artırarak dijital rekabette eşitlik zemini oluşturuyor.

Sonuç olarak Google, Türkiye dijital ekonomisinin itici gücü olmaya devam ediyor. 2024 itibarıyla 340 milyar TL’lik ekonomik etki, 260 bin istihdam ve 1,6 trilyon TL’lik refah katkısı, bu ekosistemin yalnızca teknoloji sağlayıcısı değil, dijital büyümenin omurgası olduğunu kanıtlıyor. Google ürünleri artık yalnızca zaman kazandıran araçlar değil; üretkenliği, ihracatı ve toplumsal refahı aynı anda besleyen bir dijital altyapı sistemi. Türkiye’nin dijital geleceği de büyük ölçüde bu altyapının sürdürülebilirliğine bağlı görünüyor.

Okuma Önerisi: Google Küresel İlişkiler Başkanı Oksijen’e konuştu: Türkiye yapay zekada örnek ülke olabilir | Uğur Koçbaş, Oksijen

Araştırma, Rapor, İstatistik

Akan Abdula’nın “2026’nın Tüketici İkilemleri” başlıklı yazısında değindiği üzere, Türkiye’de tüketici davranışları 2026’ya yaklaşırken hem umut hem kaygı arasında gidip gelen bir dengeyle şekilleniyor. Hane ekonomisinde kısmi bir toparlanma hissedilse de, özellikle 46 yaş üstü kadınlarda karamsarlık hala derin. Bu grup, ekonomik krizin aynı şiddette süreceğine inandığı için, markalar açısından kritik bir güven eşiği oluşturuyor. Buna ek, Abdula’ya göre Türkiye’de tüketim büyük ölçüde güvenle, özellikle de kadınların güveniyle, şekilleniyor; bu nedenle markalar bu grubu ikna etmeden gerçek bir başarı elde edemeyecek.

Bununla birlikte, 2025 sonundaki okula dönüş dönemi ve artan eğitim harcamaları, tüketim üzerinde ciddi baskı yaratmış durumda. Tüm bunlara rağmen, 2026’ya dair tüketici beklentilerinde hafif bir iyileşme hissediliyor: Nisan 2024’te “gelecek yıl hane ekonomim kötüleşecek” diyenlerin oranı %70 iken, bu oran 2026’nın ilk çeyreğinde %50’lere gerileyecek. Bu psikolojik sınırın aşılması, tüketici güveninin yeniden inşası açısından önemli bir dönüm noktası olabilir.

Abdula, kampanyaların ve indirimlerin yeniden değer kazandığını da vurguluyor. 2025’te kampanyaların “samimiyetini yitirmesi” tüketicide bir soğuma yaratmıştı, ancak 2026’da tablo tersine dönüyor. Artık her 10 tüketiciden 6’sı yalnızca kampanyalı ürünleri tercih edeceğini söylüyor; bu da Kasım–Aralık dönemlerini yeniden alışverişin merkezine yerleştiriyor. Ancak bu eğilim bile güvenle bağlantılı: Tüketici artık sadece “ucuz olanı” değil, “güven veren deneyimi” satın alıyor.

Abdula, bu noktada güvenin artık yalnızca siyasi ya da sosyal bir mesele değil, aynı zamanda ekonomik bir tetikleyici haline geldiğini vurguluyor. Deneyim üzerinden güveni inşa eden, kolay iade ve şeffaf süreçler sunan markalar 2026’nın kazananı olacak. Çünkü güven, fiyattan bağımsız olarak satın almanın birincil motivasyonuna dönüşmüş durumda. Özellikle kolay iade imkanı, tüketicide güven zincirinin en güçlü halkası olarak öne çıkıyor.

Dijital iletişim kanalları da davranışları belirleyen yeni bir eksen haline geliyor. Mobil uygulama bildirimleri ve sosyal medyadaki deneyim-yorum videoları, satın alma kararlarını en fazla etkileyen alanlar. Abdula, bankacılık uygulamalarının geliştirdiği dijital alışkanlıkların da bu dönüşümü hızlandırdığını belirtiyor.

Bir diğer dikkat çekici paradoks, tatil tercihlerinde ortaya çıkıyor. Türkiye’de alım gücü düşerken, yurtdışına tatile gidenlerin oranı ilk kez %10’a ulaşacak. 2023’te %3 olan bu oran 2025’te %8’e çıkmıştı; 2026’da çift haneleri aşması bekleniyor. Bu durum, yurtdışı tatilin yerli turizme kıyasla daha ucuz hale gelmesinden kaynaklanıyor. Yani ekonomik gücümüz ile tatil seçimlerimiz arasında ters bir korelasyon var…

Öte yandan, iş gücü piyasasındaki kaygılar da yükseliyor. Ev hanımları arasında eşlerinin işini kaybetme endişesi %30’lara yaklaşmış durumda. Abdula, bu grubu “ev ekonomisinde demir yumruk” olarak tanımlıyor ve markalar için yeni bir hassasiyet alanı oluşturduğunu söylüyor.

Özetle toplamak gerekirse; 2026 yılı “çelişkilerle dolu bir yıl” olacak gibi duruyor: Kaygı ile umut, kriz ile toparlanma yan yana ilerleyecek. Tüketici yeniden fiyat ve kampanyalara yönelecek, ancak güven duygusu satın almanın merkezine oturacak.

Okuma Önerisi: Değişen Türkiye, Dönüşen Tüketim- 2025/04 | Can Selçuki

Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) “Yapay Zeka İstatistikleri 2025” raporu, Türkiye’de yapay zekanın artık deneysel bir teknoloji değil, işletmelerin ve bireylerin günlük karar süreçlerine girmeye başlayan bir araç olduğunu ortaya koyuyor. 10 farklı sektörden binlerce girişimi ve 16 yaş üzeri bireyleri kapsayan bu çalışma, ülkenin dijitalleşme kapasitesine dair önemli bir kaynak. Raporun genel tablosu, benimsemenin hızlandığını ama derinliğin hala sınırlı olduğunu gösteriyor.

Girişimlerde yapay zeka

  • Yapay zeka kullanan işletmelerin oranı dört yılda %2,7’den %7,5’e çıktı.

  • En büyük artış 250+ çalışanı olan işletmelerde görüldü (her 4 işletmeden 1’i yapay zekayı aktif kullanıyor).

  • Bilgi ve iletişim sektörü önde (her iki işletmeden biri yapay zeka kullanıyor).

  • Küçük işletmelerin oranı düşük olsa da yükselme eğilimi güçlü.

Kullanım alanları

  • %46,5 pazarlama ve satış

  • %41 üretim ve hizmet süreçleri

  • %40 yönetim kararları

  • %34 muhasebe ve finans

  • En az kullanım alanları: siber güvenlik (%22,6) ve lojistik (%13,6)

Bu dağılım, yapay zekanın en hızlı biçimde gelir odaklı süreçlerde benimsendiğini; operasyonel ve güvenlik alanlarında ise hala çekimser kalındığını gösteriyor.

Engeller ve fırsatlar

  • Henüz yapay zeka kullanmayan işletmelerin %9’u yakın dönemde kullanmayı planlıyor.

  • Ancak üç temel bariyer öne çıkıyor:

    • %74 teknik uzmanlık eksikliği

    • %67 yüksek maliyetler

    • %62 yasal belirsizlikler
      Bu tablo, niyetin yüksek ama dönüşüm kapasitesinin zayıf olduğunu ortaya koyuyor.

Bireylerde yapay zeka kullanımı

  • Türkiye’de her 5 kişiden 1’i yapay zekayı kullanıyor (%19,2).

  • Erkeklerde %19,4, kadınlarda %18,8.

  • Kullanım oranı yaşla birlikte düşüyor:

    • 16–24 yaş: %39,4

    • 25–34 yaş: %30

    • 65 yaş üzeri: %1’in altında

  • Eğitim seviyesiyle doğru orantılı:

    • Üniversite mezunları: %36

    • Lise mezunları: %23

    • İlkokul mezunları: %2

Kullanım amaçları

  • %80 kişisel kullanım (eğlence, gündelik işler, içerik üretimi)

  • %34 iş amaçlı kullanım

  • %31 eğitim amaçlı kullanım

  • Erkekler iş odaklı, kadınlar eğitim amaçlı kullanımda önde.

  • Yapay zekayı kullanmayanların gerekçeleri:

    • %63 ihtiyaç duymuyor

    • %19 nasıl kullanacağını bilmiyor

    • %12 teknolojiden habersiz

    • “Güvenmiyorum” diyenlerin oranı yalnızca %4

Özetle belirtmek gerekirse raporun asıl gösterdiği şey şu: Türkiye’de yapay zeka kullanımı hızla yayılıyor ama çoğu işletme bunu hala operasyonel bir araç gibi görüyor. Yani süreçleri kolaylaştırıyor ama kararları dönüştürmüyor. Pazarlama tarafında da durum benzer değil mi? Herkes yapay zekayı kullanıyor ama çok az marka onunla düşünmeyi öğrenmiş durumda. Önümüzdeki dönemde farkı yaratan şey, teknolojiye erişim değil, onunla nasıl karar alındığı olacak.

Yer İşaretleri

Instagram Story Likes and Markers of Digital Affection | Ruby Justice Thelot, being-on-line

Substack is a social media app | Hamish McKenzie, The Substack Post

So, yes, Substack is social media, but it’s more than that, too. It’s a media system built with a different outcome in mind: not an endless scroll, but a culture worth participating in.

Çakmaktaşından Algoritmaya | Gizem Aytaç, Manifold

Sosyal Medya Televizyonlaşıyor | Ahmet A. Sabancı, n|okuyoruz

Yapay zeka üretimi kısa video akışları yükseliyor: Şirketlerin hedefi ne? | Doğa Yurduneri, Quando

Bilişim sektörünün çözümsüz denklemleri | M. Serdar Kuzuloğlu, Dünya Halleri

Yolluk

▶ Videoyu Vimeo'da izle

Kapanış

Artık medya planı, sadece erişim veya frekans tablosu değil; markanın ne kadar insani davrandığının da göstergesi.

Veri her şeyi ölçebiliyor ama hala bir şeyi ölçemiyor: güven hissini. Kampanya ne kadar doğru hedeflenirse hedeflensin, inandırıcılığı kaybettiği anda görünürlük işe yaramıyor.

Bu yüzden önümüzdeki dönem planlama işi, bütçeyi nereye harcayacağımızdan çok, neye inandıracağımızla ilgili olacak.

Çünkü algoritmalar veriyi okuyor ama hala hikayeyi insan kuruyor.

Newsletter

Get Re:Cycle every week

Re:Cycle is a weekly analysis newsletter, written in Turkish, with in-depth insights on marketing technology, AI applications and platform strategy.

Subscribe on Substack →