
Geçen sayıda ele aldığımız gibi, tüketicinin karar anı artık tek bir tıklama ya da tek bir ekranla sınırlı değil; niyet, parçalı mikro anlarda oluşuyor. Bu parçalanmış yolculuk, yalnızca tüketici davranışlarını değil, içerik ekonomisinin kendisini de yeniden tanımlıyor. İçerik bugün, kültürle ekonomi arasındaki en güçlü arayüz haline gelmiş durumda.
Bu dönüşümün en güncel ve somut göstergesi YouTube’dan geldi. Platform, son dört yılda para kazanma kriterlerini sağlayan kanallara toplam 100 milyar dolar ödeme yaptığını açıkladı. Bu yalnızca büyük bir rakam değil; içerik üreticilerinin platform ekonomisinin merkezine yerleştiğinin kanıtı. Üstelik YouTube, “Lip Sync” gibi AI destekli araçlarla içeriklerin küresel dolaşımını hızlandırmayı hedefliyor. Artık bir içerik yalnızca üretildiği dilde değil, farklı dillerde de aynı duygusal etkiyle izlenebilecek. Bu da içeriklerin yalnızca çevrildiği değil, kültürel olarak “yeniden doğduğu” bir dönemin başlangıcı olabilir.
Fakat içerik ekonomisinin bu parlak yüzünün gölgesinde başka bir tablo var. Gartner’ın yapay zeka özetleri üzerine yaptığı araştırma, kullanıcıların %53’ünün AI tarafından üretilen sonuçlara güvenmediğini ortaya koyuyor. Bilgiye ulaşmak hızlanıyor, ama güven kaybı da büyüyor. Kullanıcı, keşif aşamasında hızdan memnun olurken, karar anına yaklaştıkça doğruluk ve şeffaflık arayışı ağır basıyor. Bu yalnızca bir teknoloji meselesi değil; dijital kültürün kalbinde yeni bir toplumsal pazarlığın işaretleri. Hız ve kolaylık uğruna ne kadar güven kaybına tahammül edeceğiz?
Geçmiş sayılarda “algoritmik devrim” ve “davranış mimarisi”nden söz etmiştik; hızın ve niyetin ekonomiyi nasıl dönüştürdüğünü tartışmıştık. Bu sayıda ise aynı dönüşümün yeni bir katmanına bakıyoruz: İçerik üretiminin küresel ekonomide aldığı güç ile tüketici güveninin giderek erozyona uğraması arasındaki gerilime. Bir yanda milyarlarca doların aktığı hızlandırılmış içerik akışı, diğer yanda yavaş yavaş büyüyen bir güvensizlik duygusu.
Dijital pazarlamanın geleceği tam da bu gerilimde şekilleniyor. Kültürel akışların ekonomik etkisi büyüyor ama aynı anda tüketicinin güven ihtiyacı daha da görünür hale geliyor. Bu ikilem, önümüzdeki yıllarda hem platformların inovasyon gündemini hem de iletişim stratejilerini yönlendirecek.
YouTube, içerik üreticilerine yönelik ödeme politikasının boyutlarını gözler önüne seren dikkat çekici bir açıklama yaptı. Platform, son 4 yılda para kazanma şartlarını sağlayan tüm kanallara toplam 100 milyar dolar ödeme yaptığını duyurdu.
YouTube, her yıl platforma entegre edeceği yeni özellikleri duyurduğu geleneksel Made On etkinliğinin bu yılki ayağını hayata geçirmeden önce basın mensuplarını bir araya getirerek etkinliğin öne çıkan duyurularını paylaştı. Platformun iki yıldır sınırlı sayıda içerik üreticisiyle test ettiği yapay zeka destekli dublaj özelliğine entegre edilecek “Lip Sync” özelliği, en çok öne çıkarılan inovasyon oldu.
Yapay Zeka Gündemi
Okuma Önerisi: Light and Shade: exploring creativity’s AI conundrum | Liz Gorny, It’s Nice That
Doğa Yurduneri, AI Rehberleri adlı bir yazı serisi ile hangi yapay zeka modelinin günlük rutinlerimizde daha iyi performans gösterebileceğini - yemek yapmaktan not tutmaya, yeni bir dil öğrenmekten daha verimli çalışmaya kadar - anlatıyor. 101 tadında bir seri olmuş, iyi okumalar.
AI Rehberleri #1: Yemek alışkanlıklarınızı değiştirecek 5 yapay zeka aracı
AI Rehberleri #2: Dil öğrenmek için kullanabileceğiniz 5 yapay zeka aracı
AI Rehberleri #3: Hangi sohbet robotu, hangi iş için daha iyi performans gösteriyor?
Yalnızlığın yarattığı sektör: Sentetik arkadaşlar | Serdar Kuzuloğlu, Oksijen
Araştırma, Rapor, İstatistik
Gartner’ın yayımladığı son araştırma, arama motorlarının yapay zeka ile dönüşümünün kullanıcı deneyimine nasıl yansıdığını çarpıcı verilerle ortaya koyuyor. Arama sonuçlarının en üstünde yer alan yapay zeka destekli özetler, bilgiye hızlı erişim sağlasa da kullanıcıların güvenini kazanmakta zorlanıyor. Bu bulgular, markaların SEO stratejilerini yeniden düşünmesi gerektiğine işaret ediyor.
Araştırmaya göre kullanıcıların %53’ü, yapay zeka tarafından üretilen sonuçlara güvenmediğini söylüyor. Aynı zamanda araştırmaya katılan kullanıcıların %41’i bu sonuçları geleneksel arama sonuçlarına kıyasla daha sinir bozucu buluyor. Bu memnuniyetsizliğin temelinde, özetlerin yüzeyselliği, kaynakların belirsizliği ve zaman zaman yanlış ya da çelişkili bilgiler yer alıyor. Bunlara ek, katılımcıların %61’i yapay zeka özetlerini kapatma seçeneğinin sunulması gerektiğini dile getiriyor.
Tüm bunlara rağmen kullanıcıların %51’i, yapay zekanın ürün ve hizmet arama biçimlerini ciddi şekilde etkilediğini kabul ediyor. Yani güven sorunlarına rağmen tüketici davranışında bir kayma yaşandığı net.
Arama motorlarının rolü de bu dönüşümde kritik: Katılımcıların %70’i yeni ürün ve hizmetleri keşfetmek, %62’si karşılaştırma yapmak, %44’ü ise alışveriş ilhamı bulmak için arama motorlarına başvuruyor. Yapay zeka özetleri özellikle “keşif aşaması”nda faydalı görülüyor; ancak karar aşamasına yaklaşıldıkça, kullanıcılar doğruluk ve güvenilirlik arayışıyla geleneksel sonuçlara daha fazla yöneliyor.
WPP’nin 2030 yılında reklamcılık sektörünün nasıl olacağına dair içgörülerini paylaştığı, sektörün geleceğine dair analizlerini sunduğu “Advertising in 2030” raporuna göre, teknoloji ve yapay zeka nereye doğru gidiyor?

Re:Cycle’ı bu sayısı için araştırma yaparken, Rapor Bülteni’nin 117. sayısında Sosyal Fayda için İletişim Derneği (SoFİ) tarafından yayımlanan Tiyatro Sahnelerinin İletişim Alışkanlıkları raporuna denk geldik.
Buna göre rapor, İstanbul’daki bağımsız tiyatroların iletişim, tanıtım ve görünürlük süreçlerini ele alan çalışma; sahnelerin yapısı, finansal ve insan kaynağı kapasitesi ile dijital araç kullanımını inceliyor, karşılaştıkları temel zorlukları değerlendiriyor. Ayrıca bu uygulamaların ardındaki motivasyonları ve ihtiyaç duyulan destek alanlarını da ortaya çıkarıyor.
Rapor Bülteni’nde aktarıldığı şekilde raporda dikkatimizi çeken rakamlar şu şekilde:
İletişime ayrılan bütçe
Sahnelerin %28,5’i yıllık 50.000–99.999 TL arasında iletişim bütçesine sahip.
%20,4’ü ise 50.000 TL’nin altında bir bütçeyle faaliyetlerini sürdürüyor.
Katılımcıların %84,3’ü mevcut iletişim ve tanıtım bütçelerinin ihtiyaçlarını karşılamadığını belirtiyor; yalnızca %15,7’si bütçesini yeterli buluyor.
Dijital reklamlar beklenen etkiyi yaratamıyor
Bağımsız sahnelerin sosyal medya stratejisi neredeyse tamamen Instagram üzerine kurulu.
Instagram takipçi sayıları 167 kişiden 165.000 kişiye kadar değişiyor; bu durum dijital kutuplaşmayı gösteriyor.
Araştırmaya katılan sahnelerin yalnızca %34,3’ü X platformunu kullanıyor. Platformdaki memnuniyet oranı %30,4 ile oldukça düşük.
Sahnelerin %88,2’si dijital reklam veriyor.
Reklamların tamamı Instagram üzerinden verilirken Facebook ve Google yaklaşık %10 oranında tercih ediliyor.
Reklam veren sahnelerin yarısından fazlası dijital reklamlardan beklenen etkiyi alamadığını belirtiyor.
YouTube kullanımı sınırlı: yalnızca %22,1’i aktif kullanıyor. Medyan takipçi sayısı 924, medyan abone sayısı 450. Çoğu sahne YouTube’u pasif bir dijital arşiv mecrası olarak kullanıyor.
İçerik üretimi çoğunlukla dahili kaynaklarla sağlanıyor
Sahnelerin %93,8’i sosyal medya gönderilerini, %86,2’si afişlerini kendisi üretiyor.
Video içerik üretimi %87,7 oranında yaygın.
Podcast üretimi ise %13,8 oranında sınırlı kalıyor .
Sahnelerin %91,2’si afiş bastırmaya devam ediyor. Ancak artık geniş ölçekli baskılar yerine sınırlı sayıda dijital baskı tercih ediliyor.
Sahnelerin yalnızca %32,4’ü içerik üretimi için dışarıdan hizmet alıyor. Bu hizmetler ise genellikle sürekli değil, proje bazlı olarak alınıyor.
Yer İşaretleri
What makes social media evil? | Jaskaran, The Social Juice
iPhoneomenology | Kevin Munger, Never Met a Science
Büyük Z kuşağı bölünmesi | Cem Arıdağ, Ad Just Brand
“….Özete gelirsek, Z kuşağı düşündüğümüzden çok daha karmaşık ve birbirlerine göre de çok farklı beklentileri olabilen bir kuşak… “Bu yeni nesil pek çalışmıyor, biz neler yaşadık?” demeden önce biraz araştırma okuyup yorumlasa insanlar…”
Medyanın Matrix ânı: Yapay zeka devleriyle anlaşmak haberciliği nereye götürür? | Ümit Alan, Aposto Gündem
“Yapay zeka devleri ardı ardına büyük medya şirketleriyle lisanslama anlaşmaları imzalıyor. Bu anlaşmalar gazeteciliği yapay zeka devlerine hammadde üreten bir yan sanayiye dönüştürmeden önce medya kuruluşlarının atması gereken bazı adımlar var.”
Medyanın Sosyal Video Yaklaşımları | Ahmet Alphan Sabancı, n|okuyoruz
Alıntı
Transmedya hikaye anlatımının gücü, yalnızca hikayeyi farklı platformlara taşıyarak eğlence yaratmaktan ibaret değildir; aynı zamanda, belirli bir topluluk veya sorunun etrafında bir araya gelerek gerçek bir değişim yaratma potansiyeline sahiptir. Özellikle çevre krizi, sosyal eşitsizlik ya da insan hakları gibi alanlarda, bu tür projeler güçlü bir farkındalık aracı olabilir. Peki, bu tür yenilikçi hikayeler, gelecekte topluluklar ve sosyal meseleler için birer değişim motoru haline gelebilir mi? Belki de yanıt, hikayelerin gücüne inanmaktan geçiyor.
Hikayeler Dünyayı Değiştirebilir Mi? Transmedya Anlatımının Gücü | Bahar Nihal Ersözlü, Ba’ndo
Kapanış Notu
Bağımsız tiyatrolar üzerine yapılan araştırma, bize dijital iletişimin ölçekten bağımsız ortak bir sorununu gösteriyor: Sınırlı bütçeler, dar kanallara sıkışmış stratejiler ve sonuçlardan memnuniyetsizlik. Sahnelerin %88’i Instagram’da reklam veriyor ama yarısından fazlası beklediği etkiyi göremiyor. YouTube’un ya da TikTok’un küresel ekonomiler yarattığı bir ortamda, bu küçük sahnelerin hala tek bir platforma bağımlı kalması aslında büyük markalar için de hatırlatıcı.
Çünkü medya planlamasının temeli bütçeden değil, çeşitlilikten geçiyor. Dijital reklamların etkisi azaldığında, sahnelerin yaşadığı hayal kırıklığı bize şunu söylüyor: Asıl mesele sadece “daha çok harcamak” değil, doğru yerde, doğru formatta görünmek. Küçük ya da büyük, tüm markalar için basit ama kritik bir ders bu.






